Kripto Paralar: Cypherpunk Etkisi

Wired Magazini, 1993 Mayıs/Haziran baskısı

Yıl 1992, San Francisco’nun Bay bölgesinde, şehrin şaşalı merkezinden uzak bir yerde Eric Hughes, Timothy C. May ve John Gilmore her ay toplanmaya başlarlar. Sohbet konusu dönem için oldukça niştir: özgür bir internet ve korunması gereken dijital mahremiyet. Ana tema ile ilişkili olarak alt başlıklar matematik, kriptografi, bilgisayar bilimleri, politika ve felsefeden oluşur. Grup zaman içinde arkadaş davetleri ile büyür. Sonrasında Bay bölgesinde oturmayan fakat konuya dahil olmak isteyecek bireyleri göz önünde bulundurarak bir e-mail zinciri oluşturulur. Sohbetler e-mail zincirleri üzerinden de devam eder. İşte Cypherpunk (Şifre-punk) bu şekilde başlar.

Wired Magazini, 1993 Mayıs/Haziran baskısı

Eric Hughes, grubun kurulmasından bir yıl sonra manifestosunu yazar. Manifesto özetle “Elektronik çağda açık bir toplum için mahremiyet gereklidir. … Hükümetlerin, şirketlerin veya diğer büyük, yüzü olmayan organizasyonların bize mahremiyet vermesini bekleyemeyiz … Kendi mahremiyetimizi kendimiz savunmalıyız. .. Cypherpunk’lar bir ideolojiden ibaret değildir, mahremiyeti korumak için kod yazmak şarttır ve bunu yapacağız’’ der.

Cypherpunk üyeleri arasında hiç de sıradan sayılmayacak matematikçiler, kriptograflar, yazılımcılar ve hacktivistler yer almaktaydı. Dolayısıyla günümüzde yaşadığımız bir çok problemi 20 yıl öncesinden sezinlemiş olmaları şaşırtıcı olmasa gerek. Dijital verinin elinde tutan için büyük bir güç olacağı, insanların dijital ayak izlerinin kötü amaçlar için kullanılabileceği ve siber gözetimin artması öngörülerden sadece bazılarıydı. Kısacası cypherpunklar hükümet, polis ve/veya şirketlerin internet üzerindeki sansür ve kontrolüne karşıydı. Bunun önüne geçmek içinse yasalara dayanmak yerine meseleyi bilim ile, daha spesifik olmak gerekir ise şifreleme bilimi; yani kriptografi ile çözmeyi benimsemişlerdi. Özgür bir internet ve dijital mahremiyet ancak bu şekilde mümkündü.

Cypherpunk üyeleri yıllar içinde farklı alanlarda bir çok araştırma yapıp, yazılım geliştirdiler. Manifestoda da belirttikleri gibi lafta kalmayıp eyleme geçtiler. Eyleme geçtikleri konulardan biri de takip edilinemeyen bir dijital para birimiydi. Bunun dijital mahremiyetin sağlanması ve korunması için gereken elementlerden biri olduğunu düşünüyorladı. Nedeni ise merkezi sisteme sahip olan bankalara güvenlerinin olmamasıydı.

Bu konudaki ilk hamle 1997 yılında Dr. Adam Back’den geldi. Hashcash adını verdiği sistem bir e-mail anti-spam mekanizması olsada bu gün Bitcoin ve diğer kripto paraların kullandığı POW yani İş-kanıtı konseptinin sahibidir ve kripto para madenciliği için hala bu altyapı kullanılır.

Hemen bir yıl sonra Wei Dai B-Money’i öne sürer. B-Money anonim ve dağıtılmış bir elektronik nakit sistemi olarak öngörülmüştür fakat Dai’nin bu projesi kağıt üzerinde kalır. Yinede çarpıcı olan Bitcoin’in kullandığı protokollerin bazılarının B-Money’den geliyor olmasıdır. İş kanıtı, transfer yayını ve imzalama, hatta dağıtılmış defter yapısı yani blokzincirin temelleri bile B-Money’de görülmektedir. Şaşırtıcı olmasa gerek ki Satoshi Nakamoto Bitcoin beyaz kağıdında Dai’nin çalışmasını referans göstermiştir.

Yine 1998'de Nick Szabo Bit Gold ile çıkagelir. Bit Gold’da B-Money’e benzer olarak Bitcoinin atası sayılabilecek unsurlara sahiptir. Hatta belki Ethereum’un atası da demek yanlış olmaz. Zira, akıllı kontrat konseptini ilk ortaya atan da Szabo’dur. Szabo’nun projesi de pratiğe dökülememişti fakat tüm üçüncü şahısları ortadan kaldıracak bir para sistemi yaratmayı hedeflemekteydi.

2008'in Ekim ayında Satoshi Nakamoto adını kullanan bir birey veya grup cypherpunk e-mail zincirinin bir uzantısı olan metzdowd.coma Bitcoin’in beyaz kağıdını yollar… Ve tarih yazılır. Satoshi ilk Bitcoin transferini yapar ve bu kişi yine cypherpunkun iddaalı üyelerinden, başarılı kriptografist Hal Finney’den başkası olmaz.